Kadim
bir özdeyiş, her şeyin içinde bir tohumunu barındırdığını belirtmektedir.
Doğanın süreçlerine göre, tohumlar yüzyıllarca uykuda kalabilir veya yavaşça
büyüyebilir...
Tıpkı kum tanesi içerisinde değerli metallerin ve taşların tohumları
olduğu gibi, Güneş, Ay ve yıldızların tohumları da bulunabilir. Evrenin
bütünlüğü insan doğasında minyatür olarak yansıtılırken, her kum tanesinde, su
damlasında ve kozmik toz zerresinde, kozmosun tüm unsurları tohum olarak
gizlenmiştir. Bu tohumlar, boyutlarıyla bile ayırt edilemeyecek kadar büyüktür
ve belirlenmiş zaman da gelene kadar büyüyüp kendilerini göstermeyi beklerler...
Büyümenin
gerçekleştirilebileceği iki olası yol vardır. İlk yöntem doğanın aracılığıdır,
çünkü doğa sürekli olarak görünüşte imkânsız olanı başaran bir simyacıdır.
İkinci yöntem ise sanatsal ifadedir. Bazı durumlarda sanatsal yaratım süreci,
doğanın kendi gelişimi için ihtiyaç duyduğu süreden nispeten daha kısa bir
zaman diliminde sonuç verebilir.. Doğayı takip edenler doğa ile işbirliği içindedir. Bu nedenle filozofların simyası doğanın kopyasıdır.
Simyanın
doğayı kopyalayan ve yoğunlaşma sürecinden formül alan bir teknik olduğu kabul
edilirken, doğa genişleme ve yoğunlaşma gibi yöntemlerle olağanüstü sonuçlara
ulaşır.
Dahası doğa ile sanat arasında simbiyotik bir ilişki vardır. Bu sebepten doğanın reddedemediği şeylerin sanat tarafından talep edilemeyeceği ve
doğanın reddettiği şeylerin ise sanat tarafından üstün kılınmayacağı bilinir.
[Görsel: https://smedinacosta.blogspot.com/2015/02/]